ibrahim beyazoğlu

Fotoğrafım
Famagusta, Cyprus
Kazandığı araştırma bursuyla , 2013 ve 2014 yıllarında Leeds Üniversitesi Tarih Bölümü'nde postkolonyal tarih konulu doktora araştırmaları gerçekleştirdikten sonra  adaya döndü. Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde doktor unvanı ile çalışmalarına devam ediyor. 2007- 2011 yılları arasında adada Türkçe ve İngilizce gazetecilik yaptı. KIBRIS gazetesi ve Cyprus Today gibi kurumlarda akredite gazeteci olarak çalıştı. Ayrıca muhtelif gazetelerde kısa süreli serbest ve edebi gazetecilik deneyimine de sahiptir. Cynthia Cockburn, Alberto Manguel, Tariq Ali, Thanos Veremis, Rebecca Bryant, Yiannis Papadakis, Hugh Pope, Susan Dente-Ross, Tanıl Bora, Prakash Kona ve Alecos Christakis ve Vatikan Maslahatgüzarı Umberto Barato, Osman Akınhay, Ömer Laçiner gibi isimlerle söyleşiler gerçekleştirdi.
söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2021 Çarşamba

TANIL BORA İLE SÖYLEŞİ


TANIL BORA İLE SÖYLEŞİ

İbrahim Beyazoğlu

Sevgili Tanıl Bora, işi başından aşkın olmasına karşın, söyleşi isteğimi geri çevirmedi. Genel olarak Hasan Âli Yücel biyografisi ve milliyetçiliğin seyri üzerine konuştuk ... 





İBRAHİM BEYAZOĞLU: Öncelikle taze çıkmış, dumanları tüten Hasan Âli Yücel biyografiniz için sizi tebrik ederim. Neden Hasan Âli Yücel üzerine biyografi yazma ihtiyacı duydunuz? Bu fikir nasıl doğdu? Hasan Âli Yücel ile nasıl ilgilenmeye başladınız?  Metnin belli kısımlarını okuyan tanıdıklar neredeyse “antipati” vehmine kapılmışlar mesela. Hasan Âli Yücel “gerçeği” birden çok yüzü var. Birçok şeyin yanısıra “nefret nesnesi olarak Hasan Âli Yücel, başlı başına bir konudur” diyorsunuz Gerçekten çok enteresan.

TANIL BORA: Günümüzün gözde terimiyle “kutuplaştırıcı” bir şahsiyet. Sağda, umumiyetle, aşırı-Batılılaşmacı kozmopolit yozlaşmanın baş mümessillerinden olarak görülüyor. Solda, aslında daha çok Kemalist çevrelerde, bir yerli Aydınlanma hareketinin öncüsü. Özellikle 1940’ların ikinci yarısında, müthiş bir anti/komünist karalama kampanyasının hedefinden öte, konusu olmuş. Bu bakımdan ilgimi çekti. Kemalizm, milliyetçilik, din-sekülerlik, hümanizma, anti-komünizm, eğitim meselelerine, bunlar etrafındaki tartışmaların serencamına bakmak için bir mercek kutusu sayıyorum, Yücel’i, o bakımdan da çok verimli bir malzeme sunuyor. Bu konulara, böyle “makro” konulara yani, her insan gibi kendi içinde dalgalanmaları, çelişkileri de olan bir insanın düşünsel macerası içinden bakınca, “büyük resimde” fark etmediğiniz incelikleri, problemleri, çelişkileri fark edebiliyorsunuz. Ayrıca Yücel, çok yazmış olduğu için, bir entelektüel biyografi çalışmasını zaten davet ve tahrik eden bir şahsiyet.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Araştırma bitti. Oylumlu bir Hasan Âli Yücel biyografisi raflardaki yerini aldı. Geriye dönüp bakınca, araştırma sürecinde sizi en çok tatmin eden ne oldu?

TANIL BORA: Aldığım yardımlar, beni mutlu etti. Çalışmadan haberdar olan birçok arkadaşım okudukları, bildikleri metinlerden parçalar aktardılar, kitaplara dikkat çektiler. Elbette, insana çok iyi geliyor! Bir insanın hayat hikâyesini ve ölümünden sonraki yaşamını, -Almancada “Nachleben” diyorlar-, takip etmek, zevkli oluyor. Yazdıklarının ayrıntılarına, üslûbuna eğilmek, başlıbaşına zevkli.

 

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Çalışmaya yeniden başlayabilseydiniz neyi değiştirirdiniz?

TANIL BORA: Esaslı bir değişiklik gerekmezdi. Sonradan fark edip hayıflandığım iki eksiği size söyleyeyim (ilk defa söylüyorum!). Birisi, Erol Güney’le ilgili hatıralardan yararlanmamış olmak, ikincisi Yücel’in Vefa spor kulübüne verdiği destekten bahsetmemiş olmak. Yeni baskı olursa, bunları takviye etmeyi istiyorum.

 

                                                           *

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Biyografinizde de denk geldiğimiz gibi “ağırlıklı çalışma alanınız Türkiye’de siyasal düşünceler, özellikle sağ ideoloji ve milliyetçiliktir". Neden milliyetçilik?

TANIL BORA: Çok güçlü, çok etkili, “daimî” ideoloji, kendini ideoloji değilmiş gibi kabul ettirme gücü yüksek.  Bütünlüklü bir ideolojiden öte, ayrımcılığın zihniyet kalıbını kuruyor.

                                                           *

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Başka ülkelerin milliyetçiliğine kıyasa Türk milliyetçiliğinin kendine has diyebileceğimiz bir özelliği var mı?

TANIL BORA: Biriciklikten söz edemeyiz. Öne çıkan kimi karakteristikler var: Mağduriyet-mağruriyet gerilimi, haset-hınç gerilimi, çok şiddetli bir beka kaygısı… Bunlar Türk milliyetçiliğine özgü denemez, ama Türk milliyetçiliğinde baskın özelikler. Karşılaştırmalı milliyetçilik çalışmalarında, Türk milliyetçiliğini karakterize etmek üzere öne çıkarılacak noktalar. Bence Türk milliyetçiliği için en verimli olabilecek mukayese çerçevezi, Balkan milliyetçilikleri. Ne yazık ki bu kabil mukayeseli çalışmalardan mahrumuz.

                                                           *

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Sizce milliyetçilik bu kadar güçlü kılan ne? Neden bu kadar çekici? Terry Eagleton din için “asla ölmez” demişti. Aynısını milliyetçilik ve ulus devlet için iddia edebilir miyiz? Kurgusal tarafı bu kadar güçlü bir “gerçekliğin” hikmetinden neden hiç sual olunmuyor?

TANIL BORA:  Milliyetçiliğin gücü, ilksel diyebileceğimiz bir insani ve beşeri tutum olan topluluk aidiyeti arama ve bununla bağlantılı olarak kendini bir dışarıdakilerden, ir ötekilerden ayırt etme saikine son derece güçlü, tam teşekküllü ve “en modern” yuvayı sunması. Bu saiki adeta temel insani “güdü” olarak yeniden üretmesi. Bunu, kitleler çağında ve sonrasındaki anonimlik çağında, diyelim, hele her düzlemde perkarizasyon büyürken, bir bağ kurarak, hiçbir şey yapamıyorsa hıncını boşaltmaya imkan vererek, bir tutunum sağlıyor. Hiçbir şeyi ve umudu yoksa bile, kudretli, şanlı bir tarihin, bir yüce varlığın parçası olma morali sağlıyor.

Orhan Koçak, mükemmel bir tarifini yapıyor milliyetçiliğin: kendi yetersizliklerini sevme ideolojisi. Amerikalıların meşhur “good or bad, my country” dediği tutum. Milliyetçilik, yetersizliklerimizle, “bizim” yetersizliklerimizse onlar, saadet içinde birlikte yaşamaya imkan açıyor. Olduğu gibi olmayı ve öyle kalmayı yüceltiyor, böyle bir konforu var.

İBRAHİM BEYAZOĞLU: Bunun bir soru mu yoksa yorum olduğundan emin değilim. Sizce milliyetçiliğin savunulabileceği durum/lar var mı? Kendi hesabıma ben emin değilim. Sömürge karşıtı milliyetçi hareketler belki bir dereceye kadar anlaşılabilir. Ama onlar da özgürlüğünü kazanır kazanmaz “ulus devlet” olmak için efendilerinden icazet talep ediyorlar. Var oluşlarına ancak böyle meşruiyet kazandırmaya girişmiyorlar mı? Bir ulus olabilmek için önce bir ehliyete sahip olmalısın. Zygmunt Bauman böylesi bir tanınma siyasetini “license” kavramıyla açıklıyor.  Öte yandan, benzer şekilde, Mark Mazower Büyülü Saray Yok: İmparatorluğun Sonu Ve Birleşmiş Milletler'İn İdeolojik Kökenleri kitabında tüm bunları gözler önüne seriyor. Neden ulus fikri global siyasette tek geçer akçe?

TANIL BORA: Sistem, uluslar-arası sistem çünkü. Ulus-devletlerin kurucusu olduğu, ulus-devletlerin nizam verdiği bir sistem. Son onyıllarda ulus-aşırı dediğimiz güçler arasında gerçekten kudretli olanlar da, insanlığa bir hayrı olmayacak yapılar: eskiden “çokuluslu” denen ulus-aşırı şirketler. Onlar da, hem ulus-devletlerin “iyi yanını” diyelim, basit söyleyerek, yani yurttaşlığı, yurttaşların siyasal katılım olanaklarını hızla aşındıran bir güç kullanıyorlar. Hem de, pekâlâ ulus-devletlerle işbirliği halinde, onları bu dediğimiz şekilde dönüştürerek, iş görüyorlar. Alternatif, muhalif bir ulus-aşırı harekete özlem duyuyoruz; bir zamanlar Dünya Sosyal Forumu’nun hamle edip başaramadığı gibi. Herkesi, özellikle mültecileri de, yurttaş saydırma talebi, ve yurttaşlığı eşitlik temelinde tahkim etme talebi, böyle bir hareketin hedefi olmalı.

 


7 Mart 2021 Pazar

28 ‎Ağustos ‎2009 Ömer Laçiner ile bir anı

28 ‎Ağustos ‎2009 ‎Cuma. Birikim Dergisi'nden Ömer Laçiner ile Lefkoşa Lavazza'da. İlk izlenimim babayani bir insan olduğu yönündeydi. Hala da öyle düşünürüm. Kıbrıs solunun sefaleti üzerine bazı sorular sordum ve gerisi kendiliğinden geldi. Sonra söyleşi On dergisinde çıktı. Takma adla yayınlamadığım bir söyleşiydi. Sevan Nişanyan'ın Aslanlı Yol'daki sözleriyle:

"Birikim dergâhının ikiz şeyhleri Murat Belge ile Ömer Laçiner idi. Bundan daha farklı iki insan düşünülemez. Biri aristokrat, Robert’li, edebiyat doçenti. Joyce ve Faulkner çevirmiş, TİP’te siyasete atılmış. Alaycı bir nezaket maskesinin ardında daima mesafeli. Diğeri Sivaslı esnaf çocuğu, askeri okulda okumuş, dil bilmez, TC sınırları dışına – henüz – çıkmamış, filtresiz Birinci sigarası ve çayla yaşar. Mahir Çayan’ın THKP-C’de sağ kolu imiş. Ben derhal Ömer’e ısındım. Bana sanki daha gerçekmiş gibi geldi".

Bir süre sonra - ya da önce - Murat Belge de Lefkoşa'ya geldi ama nedense söyleşi gerçekleştirmedik. 








Kaynak: Ömer Laçiner ile söyleşi. Kıbrıs Türk solunun milliyetçilikle imtihanı. On.  2010, Ocak (8), s. 12-15.

Hemşehrim Alecos ile bir Anı ...

 Sevgili Alecos Christakis ile hasret giderirken. Girit'ten hemşehrim. İkinci gelişiydi. 

Söyleşi 7 Nisan 2008'de Lefkoşa'da gerçekleştirilmiş sanırım. 

Alecos Christakis söyleşisi için bkz: Dıştan müdahalelere Aldırmayın. Kıbrıs. 7 Temmuz 2008, s. 20.

Alecos Christakis kimdir?  https://en.wikipedia.org/wiki/Alexander_Christakis  














6 Mart 2021 Cumartesi

Bir Anı ... Alecos Christakis ile Söyleşi - 2007

Alecos Christakis ile Kıbrıs Gazetesi'nde gerçekleştirdiğimiz söyleşiden bir kare. Alecos da benim gibi Giritli. Karşıdaki hanımı bir türlü anımsayamadım. Tatjana diye aklımda kalmış nedense. 

Söyleşi 10 Temmuz 2007'de yapılmış gibi duruyor.

Söyleşi için: Çözüm yolu belli: Diyalog ve paylaşım. Kıbrıs. 21 Temmuz 2007, s. 18-19.  

Fotoğrafı kim çekti anımsamıyorum. 

Alecos Christakis kim diye merak eden varsa buradan bakabilir https://en.wikipedia.org/wiki/Alexander_Christakis  



5 Mart 2021 Cuma

Bir Anı: “Futbol, Kimlik ve Tutku” ...

Işık Kitabevi’nin o dönem gelenekselleşmiş “Pazartesi Söyleşileri”nin için yaptığım konuşma. Etkinliğin tam adı “Futbol, Kimlik ve Tutku”.  Tarih: 21-05-2012. Sunum Lefkoşa, Naci Talat Vakfı’nda gerçekleştirilmişti. 

Futbol: Bazen hoş.

Tutku: Harika.

Kimlik: Sakat! 

Gazete küpürü: “Futbol, Kimlik ve Tutku” Konuşulacak. Kıbrıs. 19 Mayıs 2012, s. 33. 




4 Mart 2021 Perşembe

Gerçekleştirdiğim söyleşiler ve röportajlardan bazıları

Gerçekleştirdiğim söyleşiler ve röportajlardan bazıları:

Söyleşiler ve röportajlara dair ayrıntılı bilgi için benimle ibrahim.beyazoglu@emu.edu.tr ya da ibrahim.beyazoglu@gmail.com üzerinden irtibata geçebilirsiniz. 

Alecos Christakis ile Söyleşi. Çözüm yolu belli: Diyalog ve paylaşım. Kıbrıs. 21 Temmuz 2007, s. 18-19. 

Vatikan Maslahatgüzarı Umberto Barato ile Söyleşi. Ortodoks Kilisesi barışa hizmet etmiyor. Kıbrıs. 15 Şubat 2008, s. 1, 4.

Ölü Bölgeden Yankılar: Kıbrıs'ın Bölünmüşlüğünü Aşmak kitabının yazarı sosyal antropolog Yiannis Papadakis ile Söyleşi. Kıbrıs yeniden birleşirse, dünyaya çok umutlu bir mesaj verilecek. Kıbrıs. 9 Mart 2008, s. 20-21.

Susan Dente-Ross ile Söyleşi. Gazetecilik sorun yerine, çözümün bir parçası olabilir. Kıbrıs. 17 Mart 2008, s. 26.

Yunanistan Milli Eğitim Konseyi Başkanı Thanos Veremis ile Söyleşi. Kıbrıs'ta çözüm birkaç yıl içerisinde geriye dönülmez bir hal alacak. Kıbrıs. 13 Mayıs 2008, s. 14-15.

Mithat Sancar ile Söyleşi. Kıbrıs'ta bölünmüşlük sonsuza kadar sürmeyecek. Kıbrıs. 1 Haziran 2008, s. 16-17.

Prakash Kona ile Söyleşi. Prakash Kona: Geçmiş bir kara deliktir, kurtuluşu orada arayamazsınız. Kıbrıs. 9 Haziran 2008, s. 24-25.

Alecos Christakis ile Söyleşi. Dıştan müdahalelere Aldırmayın. Kıbrıs. 7 Temmuz 2008, s. 20.

Uluslararası Kriz Grubu Kıbrıs & Türkiye Proje Yöneticisi Hugh Pope ile Söyleşi. Pope: “Çözümün tam zamanı”. Yenidüzen. 27 Ağustos 2008, s. 1, 12-13.

Keti Klerides ile Söyleşi. Keti Klerides. Referandumsuz çok zor. Afrika. 7 Eylül 2008, s. 1, 9.

Tarık Ali ile Söyleşi. Tarık Ali: AB-ABD: Kıbrıs'ın Yeni Sömürgecileri.  Mesele. 2008, Eylül (21): s. 44-45.

Cynthia Cockburn ile Söyleşi. Kıbrıslı Kadınlar, müzakere sürecinden dışlanıyor. Yenidüzen, 16 Eylül 2008, s. 14-15.

Annabel McGoldrick & Susan Dente-Ross ile söyleşi Barış Gazeteciliği. Annabel McGoldrick & Susan Dente-Ross. Yenidüzen, 1 Ekim 2008, s. 22-23.

Interview with the International Crisis Group Director for Turkey and Cyprus Hugh Pope"Reuniting island may rest on party's success". Cyprus Today.  Şubat 28- Mart 6, 2009, s. 10.

Alberto Manguel ile Söyleşi. “An Interview with Ibrahim Beyazoglu of Cyprus Today” http://www.atelieraldente.de/manguel_0h4/pdf/Cyprus-Interview.pdf

Alberto Manguel ile Söyleşi. Manguel Kütüphaneler Artık Kapitalizmin Safrasıdır. Mesele. Aralık, 2009 (36), s. 5-9.

Ömer Laçiner ile söyleşi. Kıbrıs Türk solunun milliyetçilikle imtihanı. On.  2010, Ocak (8), s. 12-15.

Interview with Alberto ManguelBookshop Backing. Cyprus Today, 30 Ocak 2010.

Osman Akınhay ile söyleşi. Kıbrıs Yavru Köle Gibi. On. 2010, Şubat (9), s. 24-27.

Tufan Erhürman ile Söyleşi. Kıbrıs’a da Yeni Bir Sol Lazım ... Mesele. 2010, Eylül (45), s. 57-59.

John Wall' ile Söyleşi. John Wall'lla Söyleşi: Yeni Yüce Olarak Budalalık. Mesele. 2011, Ağustos (56): s. 38-43.